Johnny Greenwood Röportajı
Radiohead'den tanınan gitarist Johnny Greenwood yeni çıkan albümü hakkında röportaj verirken İsrail-Filistin konusunda soru gelince ortam geriliyor. Radiohead'e ve pek çok farklı konuya değinilen EL Pais'in yaptığı röportajın tam çevirisi aşağıda!
HABER
6/22/20269 min read


Johnny Grenwood, İsrail ve Hindistan’a yayılmış bir müzisyen grubu olan Shye Ben Tzur ve The Rajasthan Express ile birlikte yeni bir albüm kaydetti.
Bu ekiple ilk yayınlanan albüm Junun, 2015 yılında çıkmıştı ve albüme Paul Thomas Anderson’ın yönettiği bir belgesel eşlik etmişti.
11 yıl sonra, aynı müzisyen ekibi Ranjha albümü ile geri döndü. Müzisyen, İspanyol EL PAÍS gazetesiyle Oxford’daki evinden görüntülü görüşme ile verdiği röportajın çevirisi aşağıda.
Soru: Bu albümde sizin için en özel olan şey nedir?
Cevap: Bu kadar samimi bir şekilde dini ve adanmışlık üzerine olan bir müzik yapmanın oldukça sıra dışı olduğunu düşünüyorum. Bu Hintli müzisyenler, Sufi azizlerine ve ilahi olana duydukları samimi inanç ve itikat hakkında, gerçek bir tutku ve agresiflikle şarkı söylüyorlar; bu çok güzel. Benim geldiğim kültürde bu konu üzerine müzik yapan pek fazla grup yok. Harika gruplar var, değil mi? Ama onlar ya yabancılaşma hakkında ya da hızlı arabalar, kızlar ve içki hakkında şarkı söylerler. Bence pek çok insan Hindistan’ı turist olarak ziyaret ediyor ve oranın müziği hakkında bir izlenimle dönüyor; ancak New York’ta doğup İsrail’de büyüyen Shye’nin farkı, hayatını Hint müziğine adamış olması. Onun bu adanmışlığı, müziğe olan tutkusu, işini bu kadar ciddiye alması ve onu bu kadar iyi anlaması beni gerçekten çok etkiledi.
Soru: Radiohead bu müzisyenleri 2017 ve 2018 yıllarında grubun ön grubu olarak turneye çıkardı. Hayranların tepkisi ne oldu?
Cevap: Çok iyi tepki verdiler. Ritmleri son derece büyüleyici, şarkı söyleyişlerindeki inanç ve güç çok tutkulu. Bir funk grubunu izlemek gibi; aynı türden bir tekrar, aynı tutkulu solist, aynı tarz bas yürüyüşleri var...
Soru: Paul Thomas Anderson ile çok simbiyotik bir ilişkiniz var gibi görünüyor.
Cevap: Şey, o çok iyi bir arkadaşım ve benimle şakalaşmayı sever. Aynı zamanda büyük bir müzik hayranıdır. Benimle dalga geçmesine ve aynı zamanda yaptığım işler için bu kadar heyecanlanmasına bayılıyorum. Filmleri gibi kendisi de çok komik bir adamdır.
Soru: Onun için beste yapma süreciniz nasıl işliyor? Her seferinde aynı hatları mı takip ediyor, yoksa her seferinde farklı mı oluyor?
Cevap: Her proje farklıdır. Bence filmlerinin paylaştığı tek benzerlik, çok ciddi konuları ele alırken aynı zamanda son derece eğlenceli (kara mizah barındıran) olmaları. Bu yüzden müziğin samimi olması gerekiyor, içinde ironik hiçbir şey olmamalı, bir şaka olmamalı.
Soru: Tahmin ediyorum ki film müziği yapmak için çok fazla teklif alıyorsunuzdur. Bir projeyi kabul veya reddetmenizi sağlayan şey nedir?
Cevap: Bir film için müzik bestelemek, biraz bir gruba katılmaya benzer. Yönetmenle aynı gruptasınızdır, dolayısıyla bu onun doğru kişi olup olmadığını anlamakla, bilirsiniz işte, benzer bir mizah anlayışına sahip olup olmadığınızı ve sadece o tutkuyu paylaşmayı anlamakla ilgilidir. Sanırım beni ikna eden şey hikaye ve müzikle, orkestralarla ve enstrümanlarla neler yapabileceğinizdir. Bu inanılmaz miktarda bir iş; ilk başta sanki hiçbir sınır yokmuş gibi hissedersiniz, bunu bu kadar eğlenceli kılan da budur.
Soru: Çalışmalarınız çok üretken. Günlük rutininiz nasıldır?
Cevap: Gitarda veya bilgisayarda deneyecek bir şey düşünerek uyanırım, genellikle başlamak için sabırsızlanırım. Yeni bir şey üzerinde çalışmaya zaman bulamadığım bir gün, boşa gitmiş bir gündür. Şu sıralar çok fazla gitar çalıyorum ve yeni müzikler bestelememe yardımcı olacak bir bilgisayar programı yaratmaya çalışıyorum.
Soru: Geçtiğimiz Kasım ayında Radiohead, yedi yıl boyunca birlikte çalmadıktan sonra turneye çıktı. Bu nasıl bir histi ve bunun gerçek anlamı neydi?
Cevap: Harika hissettirdi. Öylece durup Thom’un şarkı söyleyişini dinledim ve 'Ne harika bir ses. Ne muhteşem şarkılar' diye düşündüm. Hâlâ bunu yapabildiğimiz ve insanlar bunu görmek istediği için çok şanslıyız. Bazı harika konserler oldu, Madrid’dekiler özellikle eğlenceliydi. Bir grup olarak ileriye dönük planlama yapma konusunda çok kötüyüz; turneye çıkacağımız zaman, konserler başlamadan yaklaşık bir buçuk yıl önce karar vermemiz gerekiyor ki bu çılgınca. Bunu tekrar nasıl yapacağımızı konuşuyoruz ama açıkçası uzun bir süre hiçbir şey olmayacak.
Soru: Bu, yakın zamanda yeni bir albüm gelmeyeceği anlamına mı geliyor?
Cevap: Hiçbir fikrim yok. Thom kendi başına kayıt yapmak üzerinde çalışıyor, bu yüzden bunu bitirmek istiyor ve dediğim gibi, biz önceden plan yapmayız, yani evet, henüz kimse bilmiyor.
Soru: Shye ve The Rajasthan Express ile turneye çıkmayı planlıyor musunuz?
Cevap: Çok isteriz ama sekiz ya da dokuz Hintliyi Avrupa’ya getirmek çok masraflı. Albümle ilgilenen biri olup olmayacağını görmek için beklemek zorundayız.
"Klasik müzik sizi daha çok ifşa etme eğilimindedir. Bir grup içinde kendimi daha güvende hissediyorum. Radiohead ile çalarken kendimi seyircilerin arasındaymışım ve grubu dinliyormuşum gibi hissediyorum."
Soru: Bir yıl önce, Birleşik Krallık’ta Dudu Tassa ile yapacağınız konserler bir boykotun ardından iptal edilmişti. Kampanyayı yürüten organizasyon, örneğin Güney Afrikalı sanatçıların reddedilmesinin apartheid rejimini sona erdirmek için temel bir unsur olduğunu savunuyor. Siz o dönemde buna katılmadığınızı ifade etmiştiniz. O zamandan beri fikriniz değişti mi?
Cevap: [Uzun bir sessizlik] Ben pek çok İsrailli filmin, yazarın ve müzisyenin hayranıyım; Dudu ile yaptığım müzik ise şu anda birbiriyle savaşan ülkelerin çoğundan daha eski olan şarkıları yeniden canlandırıyor. Bu benim için her zaman daha önemli olacak. Madrid’de Amos Oz’un romanlarını açıkça satan kitapçılar var ve kendisi bir İsrailli. Bana göre müziği iptal etmek, kitapları raflardan kaldırmakla aynı şeydir.
Soru: Oradaki durumun son derece farkında olduğunuzu biliyorum. [Greenwood, 1995 yılından beri İsrailli görsel sanatçı Sharon Katan ile evlidir.] Şu anda Filistin ve Lübnan’da yaşananları İsrail halkının perspektifinden deneyimlemek nasıl bir şey?
Cevap: David, bunun Oxford’da Hintlilerle bir albüm yapmamla nasıl bir bağı var, emin değilim.
(Bu noktada, BMG müzik şirketi temsilcisi röportajın yalnızca müziğe odaklanmasını talep ediyor. Gazetecinin Filistin ile ilgili hazırladığı, Greenwood’un Filistin Eylemi (Palestine Action) örgütüne destek amacıyla protesto düzenledikleri için tutuklanan İngiliz meslektaşlarını görmesinin nasıl bir his olduğu ve Radiohead’in bu konuda kendi içinde tartışmalar yapıp yapmadığına dair iki soruyu sormasına izin verilmiyor.)
(Geçtiğimiz Ekim ayında, İngiliz Sunday Times gazetesi Radiohead ile grubun çatışmayı ortaklaşa ele aldığı son röportajı yayımlamıştı; bu röportajda Yorke, "Netanyahu rejiminin 5000 mil yakınında bile olmak istemezdim" demişti. Buna Greenwood şu yanıtı vermişti: "Hükümetlerin bu tarz bir boykotu kullanma ve 'Bakın herkes bizden nefret ediyor, o yüzden tamamen canımızın istediğini yapmalıyız' deme olasılığının daha yüksek olduğunu savunuyorum. Ki bu çok daha tehlikeli." Aynı röportajda gitarist, Tel Aviv’deki Rehineler Meydanı’ndaki protestolara katıldığını söylemişti: "İsrail’deki hükümet karşıtı protestolara katıldım ve her yer 'Stir git [Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar] Ben-Gvir' çıkartmalarıyla doluydu, adım atacak yer yoktu. Orada ailemle çok zaman geçiriyorum ve sırf [İsrail] hükümeti yüzünden 'Sizinle müzik yapmıyorum pislikler' diyemem. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Onların hükümetine hiçbir sadakatim veya saygım yok, bu çok açık; ama orada doğan sanatçılara karşı her ikisine de sahibim.")
Soru: Klasik müzik mekanlarında çalmak mı, yoksa müzik festivallerindeki rock sahnelerinde çalmak mı sizi daha çok heyecanlandırıyor/geriyor?
Cevap: Klasik müzik sizi daha çok ifşa etme (açıkta bırakma) eğilimindedir. Bir grup içinde kendimi daha güvende hissediyorum. Radiohead ile çalarken kendimi seyircilerin arasındaymışım ve grubu dinliyormuşum gibi hissediyorum. Ama bir oditoryumda gitarda bir Steve Reich parçası çalıyorsam, halk için çalan grup ben oluyorum.
"Kayıt yapmak sürekli bir gelişimdir, gittikçe derinleşen bir keşiftir. Jonny her zaman başka bir yere gitmek ister." — Shye Ben Tzur
Soru: Müzik yaparken neyden kaçınmaya çalışıyorsunuz?
Cevap: Sıkıcılıktan, gereksiz tekrarlardan. Ve bu zordur, çünkü bir sonraki akordaki bir sonraki notanın bir sürpriz olmasını istersiniz, ama aynı zamanda doğru, tatmin edici olması ve bir klişe olmaması gerekir. Bu üç nokta arasındaki orta yolu bulmalısınız. Bazı şarkılarda ilk iki akoru duyarsınız ve sonraki dört akoru bilirsiniz, bunu iç karartıcı buluyorum. Ama bazen de o kadar rastgele ve ürkütücü müzikler duyarsınız ki bu insanı tüketir ve yorar, çünkü o zaman müzik sadece her seferinde bir sonraki akor veya bir sonraki nota hakkındadır.
Soru: Klasik müzik bestelemek mi yoksa bir rock şarkısı bestelemek mi daha zor?
Cevap: Çok farklı, çünkü klasik müzik tamamen kağıt üzerindedir; üzerinde altı ay veya daha uzun süre çalışırsınız ve sonra her şey bir saat içinde biter, bir kez duyarsınız ve biter. Gerçekten işe yarayıp yaramayacağını duyana kadar anlayamazsınız ve o zamana kadar da zaten çok geç olmuştur. Birisi bana bir keresinde bunun bir havai fişek gösterisi gibi olduğunu söylemişti; hazırlamak için günlerce, upuzun zaman harcarsınız ve sonra her şey beş dakika içinde biter. Rock müziğinde ise en başından beri nasıl bir ses çıkacağını bilirsiniz, ancak klasik müzikte bunu kafanızın içinde duymanız gerekir ve bu oldukça farklıdır.
Soru: Müzikal kahramanlarınız kimler?
Cevap: Tom Waits, Olivier Messiaen… başka kim var? Lee Morgan ve Freddie Hubbard gibi caz trompetçilerini gerçekten çok seviyorum. Ve Steve Reich’a bayılıyorum. Müziğinin çok ilginç olduğunu düşünüyorum ve kendisi gerçek bir usta. Onun eserlerinden biri olan Electric Counterpoint’in kaydı üzerinde çalışma fırsatı bulduğumda ilginç olmuştu. Partisyonu gerçekten çok iyi öğrenmek zorundaydım ve sonunda her şeyin bu küçücük ayarlamalara uyması için yaptığı tüm o küçük değişiklikleri fark ediyorsunuz. Kulağa her şeyi üst üste yığmış gibi geliyor ama içinde çok ama çok fazla düşünce var.
Shye Ben Tzur: Sufi Esintili İbrani Şair
Greenwood, birlikte müzik yapmak için Shye Ben Tzur’a yaklaştığında, Tzur onun çalışmalarına aşina değildi. İsrail’den bir yerden görüntülü görüşmeye bağlanan müzisyen, "Liseden Creep’i ve birkaç Radiohead şarkısını biliyordum ama 1990’ların sonunda kendimi Hindistan klasik müziğini ve qawwali (kavvali) türünü dinlemeye adamıştım" diyor; şu anda kendisinin de üzerinde çalıştığı ve İbranice şarkılar kaydettiği Sufi adanmışlık şarkılarına atıfta bulunarak.
"Çocukluğumdan beri müzik besteliyorum ve her zaman yeni, taze, farklı bir şey arıyordum. O dönemde yeni ilham kaynaklarına ve doğrudan benim alışılmış tarzımla ilgili olmayan şeyleri dinlemeye ihtiyacım vardı. Bir arkadaşım beni Kudüs’te bir klasik Hint müziği konserine götürdü ve bu gerçekten çok özeldi. İnanılmazdı. Ondan sonra, bu müziği, bu sanat formunu daha iyi anlamak için Hindistan’a gitmem gerektiğine karar verdim. Konunun daha da derinlerine inmek için biraz daha kaldım, sonra biraz daha ve şimdi hâlâ onu daha iyi anlamaya çalışıyorum" diyor Tzur.
Radiohead gitaristi ile ilk projesi olan Junun, dönüştürücü bir deneyim olduğunu kanıtlamış, ancak Oxfordlu müzisyenin (Greenwood) uyumsuz/kural tanımaz doğası en şaşırtıcı yönü olmuş.
"Gerçekten özel bir şey bulduğumuzu hissetmiştim, bu yüzden bu ikinci albüme başladığımızda 'Tamam, bu harikaydı, hadi aynısını bir daha yapalım!' diye düşündüm. Ama o bana 'Hayır, o inanılmazdı, şimdi başka bir şey yapalım!' dedi. Aynı şey kayıt sürecinde de yaşandı. Çalmak için oturuyorduk ve kulağa çok güzel geliyordu. Aniden gitarı bir synthesizer ile değiştirmek istiyor, ardından ritimlerle tamamen farklı bir şey denemeye karar veriyordu. Bu sürekli bir gelişim, gittikçe derinleşen bir keşif. Jonny her zaman başka bir yere gitmek istiyor" diyor müzisyen.
Kaynak: EL PAİS