Müzik-Sen Etkinliğinden Notlar
15 Aralık 2025'de Müzik-Sen bir tanışma etkinliği düzenledi. Etkinlikte neler konuşuldu? Ne mesajlar verildi ve bu etkinlik neden önemliydi? Müzik-Sen Etkinliğinden Notlar yazımızda.
HABER
12/18/20259 min read


15 Aralık 2025'te Ankara'daki Zürafa PSM'de gerçekleşen Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası(MÜZİK-SEN)'nın tanışma etkinliğindeydim.
Müzik-Sen'in tarihi farklı isimlerle 1975'lere dayanıyor. Bugün en köklü sanat alanındaki sendikalardan birisi olarak da günümüzde faaliyet gösteriyor.
Sendika genel olarak müzik ve sahne sanatçılarının haksızlıklar karşısında hakkını savunmasına ve emeğinin karşılığını almasını sağlıyor.
Tanışma etkinliğinin amacı yeni yüzler tanımak ve sendikanın ileride neler yapacağını konuşmaktı.
Etkinlikte iki tane güzel ve çok yönlü grup sahne aldı.
Bu gruplar Nomadika ve Agapi Ensemble'dı. İki grup da farklı tarzlarda ve dillerde konserler vererek etkinliği daha da anlamlı kıldı.
Ben iki grubu da ilk kez dinledim ve hayran kaldım. Kesinlikle sizin dinlemenizi de öneriyorum. Eğer beğenirseniz konserlerine gitmeyi de ihmal etmeyin!!!
Etkinliğin en önemli kısımlarından birisi de Müzik-Sen Genel Başkanı Fatih Özakoğlu'nun yaptığı konuşmaydı.
Sendikanın planlarından ve sanatçılara nasıl katkı sağlayacağından aynı zamanda örgütlü olmanın bu amaçlara faydasından bahsetti.
Konuşmasından sonra Sayın Fatih Özakoğlu'na bu konuşmayı hem belgelemek hem de etkinlikte olamayanlara iletmek için ben de sorular sordum.
Beni kırmayıp ayrıca merak ettiklerimi toplu bir şekilde yanıtladığı için buradan da ayrıca teşekkür ederim.
Müzik-Sen Genel Başkanı Fatih Özakoğlu sendikanın amaçlarından ve şu anda ilgilendikleri konulardan şöyle bahsetti:
"Müzik-Sen dayanışma duygusu, kültürü oluşturmayı ve büyütmeyi hedefleyen bir emek örgütü"
Müzik-Sen, müzik ve sahne emekçilerinin üretim sürecinde yaşadıkları hak kayıplarını gidermeyi ve üretim süreci üzerinde onların kontrolünü arttırmayı amaçlayan, bunun için onlar arasında, sektörel rekabetin yerine bir dayanışma duygusu, kültürü oluşturmayı ve büyütmeyi hedefleyen bir emek örgütüdür.
Aslında Müzik-Sen bunu sadece müzik ve sahne emekçileri için değil, kültür sanat alanında var olan tüm emekçiler için de hedefler.
Ülkenin gündeminden kültür sanat emekçilerine yönelik baskı ve kovuşturma eksik olmadığı için, üyemiz olsunlar ya da olmasınlar hiç fark etmez, bu tip saldırılara maruz kalan ve çalışma ortamlarında hak gaspına uğrayan arkadaşlarımızın yanında oluyoruz, onlarla hukuki destek de içinde olmak üzere dayanışma gösteriyoruz. Güncel görevlerimiz arasında yoğun olarak bu var.
"Üç büyük sorunu çözmeye yönelik üç büyük projemiz var."
Uzun vadeli olarak da, müzik ve sahne emekçileri olarak maruz kaldığımız üç büyük sorunu çözmeye, eksikliği gidermeye yönelik üç büyük projemiz var.
Bunlardan birincisi, müzik ve sahne emekçilerinin Ulusal Meslek Standardı tablosunda kapsamlı bir meslek tanımı yok.
Müzik ve sahne emeği ile ilgili geçen sene yapılmış sadece üç tanım var ve bu tanımlar sadece amatör ve profesyonel korolarda çalışan müzik emekçilerini kapsıyor. Biz özellikle eğlence sektöründe çalışan müzik emekçilerinin meslek tanımını yapmak istiyoruz. Bu bizim açımızdan çok büyük bir eksiklik.
İkinci büyük projemiz, müzik ve sahne emekçilerinin hukuki statülerini açıklığa kavuşturacak bir Sanat Meslek Yasası formüle etmek…
Bizlerin en köklü problemi kuralsız ve sosyal güvencesiz çalıştırılmamız. Mevcut İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanunu müzik ve sahne emekçilerinin çalışma formunu temsil edemiyor. Bizim çalışma gün ve saatlerimiz endüstriyel çalışma formlarından farklılık gösterdiği için, müzik ve sahne emekçilerinin sigortalılığı geçmişten bugüne bir türlü mümkün olamıyor.
Sektör atipik çalışmaya çok yatkın olduğu için, bizim çalışma biçimimizi ifade eden, tanımlayan ve bu yolla hukuki statümüzün netleşmesini ve çalışma hayatımızın kurallı olmasını sağlayacak bir özel yasaya, bir Sanat Meslek Yasası’na ihtiyaç var. Sendikamız bu ihtiyacın giderilmesi için harekete geçti.
Avrupa’daki örnek yasaları inceliyoruz, satır satır okuyoruz, bunların arasından ülkenin koşullarına uyarlayabileceğimiz unsurları alarak bir özel yasa formüle etmeye çalışacağız. En öncelikli projelerimizden biri de bu.
Bütün bu çalışmaları etkili bir şey yapabilmek için güçlü bir örgütlülük lazım. Ama bunun önünde de mevcut 6356 sayılı Sendikaları Kanunu gibi zor bir duvar var. Sendikalar Kanunu adeta işçi mücadelesinin önünü kapatmak için örülmüş bir duvar gibi…
Üçüncü büyük projemiz de bu kanunun toptan değiştirilmesini sağlamak.
Mevcut Sendikalar Kanununda, sendikalara üyeliklerinin geçerli sayılabilmesi için müzik ve sahne emekçilerinin İş Kanunundaki işçi tanımına uyması gerekiyor, yani işveren tarafından bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde çalıştırılması ve işe başladığı ilk iş gününde işveren tarafından sigorta başlangıcının yapılması, oysa müzik ve sahne emekçilerinin zaten birincil mücadele başlığı sigortasız çalıştırılma konusunda.
"Müzik ve sahne emekçilerinin yüzde 88’i sigortasız ve sözleşmesiz çalıştırılıyor."
Müzik ve sahne emekçilerinin yüzde 88’i sigortasız ve sözleşmesiz çalıştırılıyor. Bu yüzden bizler mevcut İş Kanununa göre resmi işçi statüsünde değiliz, bu yüzden işçi sendikalarına yaptığımız üyelikler geçerli sayılmıyor. Bunun sonucunda da Sendikalar Kanununun bir başka maddesi uyarınca 10. işkolunda ülke barajını aşamayacağımız için Toplu İş Sözleşmesi yapamıyoruz ve hayatımızı zorlaştıran çalışma koşullarımızı değiştiremiyoruz.
Bu üç proje de aslında birbirine bağlı. Birinin çözümü diğerlerinin çözümünü kolaylaştıracak ve biz bu projelerimizi tamamlayabilirsek kültür sanat emeği alanında çok önemli işler başaracağız.
"Kadın ve LGBTİ müzisyenlerin sektöre aktif katılımının sağlayacak bir çatı oluşturmayı çok istiyoruz."
Tabii başka sorunlarımız da var sendikamızın çözmeye çalıştığı, müzik sektörünün içindeki eşitsizlikler gibi… Müzik emeği alanındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliği, özellikle kadın ve LGBTİ müzisyenlerin sektöre aktif katılımının sağlanabilmesi ve kendilerini sektör içerisinde güvende hissetmelerini sağlayacak bir çatı oluşturmayı çok istiyoruz. Bu yüzden kadın ve LGBTİ müzisyen arkadaşlarımızın sendika çalışmalarına aktif katılımı bizim için çok önemli.
Yine müzik emeği alanındaki etnik eşitsizlikleri de yine aşmamız gereken en büyük engellerden biri olarak görüyoruz ve özellikle Roman müzisyenler için sendikamızı güvenli bir alan olarak yeniden kurmak istiyoruz.
Müziğini herhangi bir işletmeye ya da müzik yapım şirketine bağlı olmadan sürdürmek isteyen, bu anlamda bağımsızlığı seçen müzisyenlerin kendilerini ifade edecekleri mecraların başında gelen dijital streaming platformlarındaki eşitsizlikler de üzerinde durduğumuz problem alanlarının başında geliyor.
Bir de tabii bugünden kendini yakıcı bir biçimde hissettirmeye başlayan yapay zeka sorunumuz var. Etkileri şu anda tam olarak kendini göstermese de önümüzdeki dönemde, özellikle kayıtlı müzik ekosisteminde, geçimini kayıt stüdyolarında çalarak sağlayan hatırı sayılır bir müzisyen kitlesinin işini elinden alacak gibi görünüyor.
Kayıt stüdyolarından serbest kalan müzik emeği canlı müzik ekosistemine yığılacak ve bu da zaten gün geçtikçe daralan müzik emeği piyasasını iyice daraltacak. Buna karşı müzik ve sahne emekçilerini koruyacak ne gibi mekanizmalar oluşturabileceğimizi düşünüyoruz bu ara.
Başta söylediğim gibi Müzik-Sen müzik ve sahne emekçilerinin oluşturduğu bir dayanışma birimi. Geçmişten bugüne kadar görev almış bütün yönetim kadrosu aktif müzik hayatına devam eden müzisyenlerden oluşuyor.
Dolayısıyla aslında biz bir bütün olarak müzik ve sahne emekçilerinin sorunlarına çözüm bulmaya çalışırken aslında kendi sorunlarımıza da çözüm bulmaya çalışıyoruz.
"Ne kadar çok olursak, sesimiz o kadar yüksek çıkar ve muhataplarımız bizi daha çok ciddiye alır, almak zorunda kalır."
Bunu şu yüzden söylüyorum, sadece sendika yönetim kadrosunun çabası müzik ve sahne emekçilerinin yüz yıllık sorunlarını çözmeye yetemez.
Bu yüzden, bütün müzik ve sahne emekçilerinin bu çabanın birer öznesi olması gerektiğini düşünüyoruz.
Bir araya gelmek ve ortak sorunlarımıza beraber düşünerek çözüm üretmeye çalışmak bizi bu çabanın bir öznesi kılacaktır.
Ne kadar çok olursak, sesimiz o kadar yüksek çıkar ve muhataplarımız bizi daha çok ciddiye alır, almak zorunda kalır.
Dolayısıyla örgütlenmenin, ortak sorunlarımızı, birbirimizin yaşamını sahiplenmemizin çok büyük önemi var.
Az çok demeden bu çabaya katkı sunabilir müzik ve sahne emekçileri. Hiçbir şey yapamasalar bile sendikaya üye olup sayımızı arttırabilirler.
Bu anlamda ben her zamanki gibi, henüz üye olmamış arkadaşlarımı sendikaya üye olmaya davet ediyorum.
Sayın Fatih Özakoğlu'nun yanında ayrıca Agapi Ensemble'ın bas gitaristi ve aynı zamanda prodüksiyonundan sorumlu olan Gökhan Sobay'a da bir müzisyen olarak sendika hakkındaki görüşlerini sordum.
Müzik-Sen'e neden üye oldun?
Müzisyenlik güvencesiz bir meslek. Telif, sahne koşulları, sözleşmeler ve sosyal haklar çoğu zaman kişisel mücadeleye ve iş/mekan sahibinin sözüne kalıyor.
Tek başına çözülemeyen bu sorunlar için kolektif bir yapı gerekli. Müzisyenler birbirlerine sahip çıkarak bu düzeni değiştirebilir.
Müzik-Sen’e, mesleğimin “hobi” değil bir emek alanı olarak tanınması için üye oldum.
Sendikadan beklentilerin neler?
O kadar çok eksik var ki beklenti denildiği zaman bir şeyler söyleyemiyorum. Müzisyen yararına olacak en ufak bir adım bile benim beklentilerimin yolunda ilerlediğimizi hissettirir.
Fakat genel olarak hissettiğim dayanışma gücü sayesinde istediğim yerde olduğumu düşünüyorum.
Senin gibi sanatçılara buradan ne demek istersin?
Bu meslekte yalnız kalmak en büyük sorun. Aynı yalnızlığı yıllardır yaşıyorum. Çok fazla iş ile ilgili sorunlar yaşadım ve bu çevremizde artık normalleşmiş durumda.
“Bana bir şey olmaz, işim gücüm var” yaklaşımı kısa vadede rahat, uzun vadede zararlı. Hak dediğin şey tek başına alınmıyor, birlikte alınıyor.
Sendika tek başına kusursuz bir kurtuluş olmayabilir ama örgütsüzlük kesin olarak kaybettirir. Bu yüzden sürece dahil olmak, eleştirmek ve dönüştürmek önemli.
Eklemek istediğin başka bir şey var mı?
"Yıllarca müzik piyasasında, sektörün vahşi koşullarının dayattığı bir “köşe kapmaca” ve “kendini kurtarma” refleksiyle ayakta kalmaya çalışıldı. Bu durum, müzisyenler arasında bireyselliği doğal olarak ön plana çıkardı.
Ancak bugün gelinen noktada bu yaklaşımın tüm müzik emekçileri için yalnızca zarar ürettiği açıkça görülüyor. Bireyselcilik denendi ve sonuçları artık somut biçimde tecrübe ediliyor.
Birlikte olmanın neden gerekli olduğuna dair teorik çıkarımlar yapılabilir. Fakat asıl öğretici olan, birlikte olunmadığında ne yaşandığını bizzat görmüş olmamızdır. Bu tablo, kolektif hareketin bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini gösteriyor."
Etkinlikten Notlar
Benim etkinlikte gördüğüm ve hayal kırıklığına uğradığım konu katılımın az olmasıydı.
Ankara'daki çok sayıda müzisyen orada değildi. Neden değildi bunu da tartışıp konuşmak lazım.
Bir diğer dikkat ettiğim konu etkinlikteki yaş ortalamasının da beklediğimden yüksek olmasıydı.
Sayın Fatih Özakoğlu ile etkinlikte yaptığımız kısa sohbette yeni ve genç isimlere ulaşmak istediklerini belirtti.
Genç kesim arasında kesinlikle sendika yaygınlaşmalı. Üye olunmasa bile etkinliklere katılım sağlanmalı.
Kısacası Türkiye'nin her yerinden müzisyen ve sahne sanatçısı başta kendi sonra da sektörün geleceği için aktif rol almalı. Sağlayabildiği kadar katkı sağlamalı.
Sendika hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz. Telefonla arayarak da öğrenmek istediklerinizi sorabilirsiniz.