Müzikte Panoptikon

Suçluları sürekli kontrol altında tutmak için tasarlanan Panaptikon müzik sektöründe kendini nasıl gösteriyor. Konserler ve yeni nesil dinleme sistemleri özgürlük mü esaret mi? Müzikte Panoptikon...

MÜZIK KÜLTÜR

5/4/20265 min read

Her şeyin kayıt altına alındığı bir dünyada cidden özgür müyüz? En sevdiğimiz sanatçının konserinde ya da evden oturmuş şarkı dinlerken bile...

Panoptikon

Panoptikon'u duymuşsunuzdur. Jeremy Bentham'in tasarladığı bu hapishane belki de dünyada tasarlanan en ıslah edici hapishaneden birisidir.

Panoptikon, aslında bütün bir gözetim ve denetim aygıtına verilen isimdir. Panoptikon adıyla anılan cezaevi modeli mimarî olarak; çevrede halka tipi bir bina, merkezde halkanın iç çeperine bakan büyük pencereleri olan bir kule, çevredeki bina ise bölümlere ayrılmış ve her bir bölüme bir mahkûm düşecek şekilde tasarlanmıştır.

Asıl önemli olansa mahkumların ortadaki kulede gözetimciyi görememesidir. Mahkum bu yüzden hep izleniyormuş hissine kapılır ve bu hisle yaşar.

Bu konsept ilk başta katilleri ve toplumla uyuşamayan insanları dizginlemek için tasarlansa da günümüzde hayatımızın bir parçası.

Foucault'un Panoptikonu

Foucault'a göre ise Panoptikon sadece bu mimarinin olduğu yerde yoktur. Ne ortadaki kule ne de çember şeklindeki hapishane olmasa da iktidar sizi sürekli kontrol edebilir.

İktidarlar insanları hastaneler, okullar, iş yerleri ve buna benzer kapatılma kurumları ile bir Panoptikon'un içine sokmaktadır.

Örneğin, öğrenciler okullarda, işçiler fabrikalarda, deliler tımarhanelerde, suçlular cezaevlerinde kapatılarak onların toplumdan soyutlanıp norma tabi hale gelmeleri sağlanır.

Foucault'a göre kapatılma kurumlarının en önemli özelliklerinden birisi de bu kurumlar sizi geliştirmeye ya da iyileştirmeye çalışmaz. Sizi toplumdan ayrı tutmaya yarar. Vebalı bir hasta gibi karantinada kalmanız sağlanır.

Kısacası iktidar sahiplerinin kuralları bu kapatılma kurumları ile topluma yayılır ve normalleştirilir. Bu kurumlardan geçen insanlar (özellikle okullardakiler) ise dönüşerek iktidarın istediği bireylere dönüşür.

Byung-Chul Han'ın Panoptikonu

Byung-Chul Han ise Foucault'un bu dediğini bir adım daha ileri taşır ve der ki; artık neredeyse her saniyemiz bir panaptikonun içindedir. Bunun için bir kapatılma kurumunun içinde olmamıza gerek yok, odamızda yalnız otururken bile gözlemlendiğimizi hissederiz.

Chul Han'a göre bunun en büyük sebebi de gelişen teknoloji ve sosyal medya. Artık günümüzde bütün hareketlerimiz algoritmalar tarafından takip edildiğini biliyoruz.

Algoritmaların yanında bir de çoğumuz sosyal medyada özel hayatlarımızdan kesitler paylaşarak kendimizi bu Panoptikon'a sokuyoruz. Acı tarafı ise bundan zevk alıyoruz.

Chul Han, Şeffaflık Toplumu kitabında: "Şeffaflık toplumu bir güven toplumu değil kontrol toplumudur." diyor. (Detaylı bilgi için kitaba bakmanızı tavsiye ederim. Güzel kitap <3)

Şeffaflık ilk başta kulağa hoş gelse de aslında neoliberal politikalara yaradığını ve ötekiyi ortadan kaldırarak insanları ana akıma uymaya zorladığına değiniyor.

Peki müzikte ve konser mekanlarında bu Panoptikon nasıl işliyor olabilir?

Müzikte Panoptikon

Ne Dinlediğimizin Görülmesi

Öncelikle müzik dinleme eyleminden başlayalım. MSN ile başlayan sonra Spot*fy'da da kullanılan ne dinlediğinizi gösteren yazılım bizi bir Panoptikon'a sokmaktadır.

Eğer bu özelliği kapatmazsak ne dinlediğiniz gözükür ve bunu bilerek şarkı dinleriz. Bu sebeple dinlemeye utandığınız şarkıları dinlemeyiz ya da bu özelliği kapatır o şarkıyı açarız.

Herkese açık playlistler oluşturarak yine kendimizi bir çeşit Panoptikon'a sokarız.

Guilty Pleasure şarkılarımızın olmasını da bu Panoptikon haliyle açıklayabiliriz. Neden bazı şarkıları dinlerken utanıyoruz ya da Instagram hikayesinde paylaşmaya çekiniyoruz?

Uygulamalardaki Listeler ve Algoritmalar

Uygulamaların sizin için hazırladığı listelerde aslında bir panoptikona örnek olabilir.

Özellik "Top 50" gibi listeler çoğunluğun ne dinlediğini size gösterir aynı zamanda bu trend şarkılar karışık çal ayarını açtığınızda da karşınıza çıkar.

Yani aslında sizi herkesle aynı şarkıları dinlemeye iter. Uyumlamaya zorlar. Alternatifleri hasır altı eder.

Uygulamalar algoritmalarıyla bizim ne dinlediğinizi saniyesi saniyesine kaydedip saklar. Konumumuzu bilmesine gerek olmasa da konumumuzu bile kaydeder.

Haftalık, aylık ve yıllık olarak hangi şarkıyı ne kadar dinlediğiniz kaydeder ve bize sunar.

Bizim de hoşunuza giderse (yani kendinize yakıştırırsak ve havalı bulursak) bu verileri paylaşırız.

Sizce wrappedlerde "havalı" sanatçılar çıksın diye istemediği şarkıları dinleyen insanlar var mıdır?

Konserde Panoptikon

Konser salonlarına ise okul, hastane ve hapishane gibi sert kurallar olmasa da yumuşak bir kapatılma kurumu denilebilir. Aslında bir konsere giderek kendi isteğimizle ve zevkle otoriteyi kabullenmiş oluyoruz.

Buradaki otorite bir devlet iktidarı kadar sert olmasa da halen bir otorite ve normlar var. Bunun önkoşuluyla konsere gidiliyor.

Konser Kombini

Eğer konser, klasik müzik konseri ise başka kombin yapıyoruz. Metal müzik konseri ise başka kombin yapıyoruz. Moda da bir iktidar kuralı olarak burada karşımıza çıkıyor.

Günümüzde ise çoğu insan konsere gitmeden kombinlerini sosyal medyada paylaşıyor. Kombinler üzerinden sayısız içerikler üretiliyor. Bu durum da konsere gidecekleri bir Panoptikon'a sokuyor.

Biletleme Aşaması

Artık bilet alırken genelde kredi kartı ile online olarak alıyorsunuz. Bu da bizi direkt olarak aslında numaralandırıyor. Dijital olarak kayıt altına alıyor.

Bilet türleri bizim nerede duracağınızı sınırlıyor. Bilete göre damgalanıyor ya da bileklik takıyoruz. Hatta bazı konserlerde görsel şov niyetiyle tam konumumuz biliniyor.

Salona girene kadar güvenlik önlemleri kapsamında aranıyorsunuz. Salon sahibinin koyduğu kurallara uygun biri misiniz? o kontrol ediliyor.

Konserde

Konser sırasında ise güvenlikler tarafından sürekli gözleniyoruz. Bazen bu gözetime kameralar da eşlik ediyor. Her an büyük ekrana çıkma hissiyle konseri dinliyoruz.

Ya da organizasyonun içerik üretmek için çektiği videolarda ve fotoğraflarda olma ihtimaliniz olduğunun farkındasınız.

Organizasyonun kameraları olmasa bile çevremizdeki insanlar bizi bir Panoptikon'a sokuyor (biz de onları).

Bütün bunlar aslında hareketlerimizi kısıtlıyor. Ertesi gün sosyal medyada viral olma ihtimali her zaman bulunuyor.

Bir klasik müzik konserinde müziğin coşkusuyla hareket edemezsiniz oturduğunuz yerde sakin kalmanız gerek. Yoksa salondan atılırsınız.

Metal konserinde ise sakin kalırsanız etraftakiler size garip şekilde bakabilir solandan belki atılmazsınız ama bu durum sizi garip hissettirebilir.

Sanatçının Panoptikon'u

Peki sahnedeki sanatçı açısından bu durum nasıl?

Her anı kayıt altına alınan ve çekimlerin merkezinde olan birisi ne kadar doğal davranabilir.

Otoriter bir ülkede bütün seyirciler kameraya çekerken sahnede her istediğini söyleyebilir mi? İktidarı ya da konser salonunu, organizasyonu eleştirebilir mi?

Bunu elbette yapan vardır ama sonuçta bir ceza ile karşılaşacaktır. Aynı Panaptikon'da iktidarın kuralına uymayan bir mahkum gibi.

Sonuç

Kısacası konserler ve konser salonları tabii ki bir okul, hastane, tımarhane vb. yerler gibi iktidar tarafından kurgulanmış bir kapatılma kurumu değildir ama bir iktidar halen vardır.

Teknoloji ve sosyal medyanın gelişmesiyle hakim estetik üzerinden insanlar birbirlerinin gözetmeni olmuştur. Panoptikon'a zevkle ve isteyerek girmektedirler.

Havalı olmayan şeyler yavaşça dışlanmakta, iktidarların ve şirketlerin estetik algısı giderek topluma yayılmaktadır.

Tabii ki ne dinlediğini çekinmeden söyleyen, kendini sınırlamayan insanlar da vardır fakat sayıları çok mudur emin değilim.