Şirketlerin Sanatı Kimin İçin Var?
Bu yazıda eleştirel bir bakış açısıyla kültür endüstrisinin insanlar üzerindeki etkisini incelemeye çalıştım. Günaydın ve iyi okumalar... öptüm
MÜZIK KÜLTÜR
1/10/20265 min read


Büyük şirketler sanata neden yatırım yapar?
Masum bir yerden bu yatırımlar sanata destek olarak görülebilir ama bu yazıda tabii ki de eleştirel bir açıdan bakacağız.
"Bütün kurumsal paralar kirlidir. Bu film şirketlerini ve onların finansal yapılarını incelemeye kalkarsanız çok fazla pislik bulursunuz."
Bu sözler yönetmen Jim Jarmusch'a ait.
Günümüzün Neoliberal sisteminde hayata kalabilmek için sömürü şart. Şirketler de bu sömürü sisteminin en tepesindekiler. Siyasilerle sürekli dirsek temasındalar.
Bu sömürü düzeni, şirket çalışanlarından başlayarak, ülkelerin petrollerine çökmek için Venezuela'nın başkanını kaçırmaya hatta orta doğuda aşırı sağcı terör örgütleri beslemeye kadar gidebiliyor.
Trump'a ve İsrail'e destek vermeyen kaç tane şirket vardır sizce?
Şirketler açık açık söylemeseler de finansal yönlerini inceleyince görürsünüz ki büyük şirketlerin çoğunun siyasi isimlerle, ülkelerle ve savaşlarla bağlantısı vardır.
Yani kısacası, şu anda yaşamını sürdüren şirketlerin mevcut iktidarla yakın ilişkide olmaması hem ülkemiz de hem de dünyada imkansız bir durum.
İlk baştaki soruya gelirsek... Şirketlerin sömürü düzeninde sanat nasıl bir yerde duruyor peki?
Sanat Neyi Normalleştiriyor?
Direkt söylemek gerekirse sanat şirketlerin elinde sömürüyü normalleştirmek, şirketlerin iktidarını kabul ettirmek ve sorunları unutturmak için kullanılıyor.
Adorno'nun da pek çok kez değindiği, şirketlerin kontrolündeki kültür endüstrisi, insanları uyutmak için var.
Örneğin; bir filmde vahşet/savaş/cinayet sahneleri görmek insanın algısını bozuyor.
Yani gerçek hayatta vahşetle karşılaşınca şoka girmek yerine normal bir şeymiş gibi görüyoruz.
Son zamanlarda Gazze'deki soykırımdan görüntüler illaki önünüze düşmüştür. Mesela o insanlık dışı görüntüye tepkiniz ne oldu?
Büyük ihtimalle 1-2 saniye baktınız sonra kaydırdınız. Arkasından komik bir video gördünüz ve gülüp hayatınıza devam ettiniz. Vahşeti aslında sandığınızdan çok normal görüyorsunuz.
Bu vahşetin normalleşmesi ilk başta filmlerle oluyorken artık daha hızlı ve etkili şekilde sosyal medyada gerçekleşiyor.
Bu durum aslında algımızın ve tepki sınırımızın nasıl bozulduğunun bir kanıtı. Ve sorumlusu kültür endüstrisi.
Şirketlerin kontrol ettiği kültür endüstrisi, sadece bu yönden kötü değil başka şekillerde de pislikleri gizlemeye ve normalleştirmeye yarıyor.
Filmlerde anlatılan hikayeler, sosyal medyada gördüğünüz içerikler vs. rıza üreterek şirketlerin iktidarını sağlamlaştırıyor.
Mesela iyi bir konsere gittiğinizde de 2 saatliğine olsa bile dertlerinizden kurtuluyorsunuz. İş hayatının absürt sömürüsünü unutup sömürülmeye tekrar hazır hale geliyorsunuz.
Şirketlerin etkinliklerinde deneyimlediğiniz sanat da ayrıca sansürlü bir sanat oluyor genelde. Çünkü; sanatçıyı sansürlüyorlar. Sanatçıyı özgür bırakmıyorlar, eleştirel eserler üretmesini istemiyorlar.
En fazla kontrollü bir muhalefet yapılmasına izin veriyorlar
Bu konumdan bakınca konserlerin de futbol maçından bir farkı kalmıyor açıkçası.
Bir futbol fanatiği için maçlar neyse herhangi bir grubun ya da müzik tarzının hayranı için de konserler ve müzik içerikleri o...
Bu konuda sanat bir illüzyon yaratıyor. Sanatın kutsal olduğu iddiası ya da çok üst seviye bir uğraş olduğu algısı sayesinde sanata eleştiri yeterince yapılamıyor.
Gelin görün ki bu eleştirilemezlik kalkanı yüzünden biraz da bu durumdayız.
Apolitik ve anlamsız eserler bugün neden daha ön planda sizce?
Şirketlerin ve Neoliberal yönetimin isteği bu çünkü.
Kent Suçları ve Aklanma
İstanbul'daki pek çok kent suçu mekanda sizce neden konser/sergi mekanları var?
Sanatın büyüsü kesilen ağaçları, gasp edilen kamu alanlarını unutturuyor çünkü...
Ayrıca sanat ve sanatçı hedef kitle belirlemede oldukça etkili birer "araç".
Pazarlamada hedef kitle (ses) grupları vardır. İnsanları zevklerine, paralarına göre ayırırsınız.
En fazla kâr edilen grup da genelde A ve B grubudur.
Çünkü; bu gruptaki insanlar harcamalarını daha çok markalara yaparlar. Yani aslında bir ürüne ederinden katlarca fazla para verirler.
Meşhur termos, mont, ayakkabı vs. markalarını düşünebilirsiniz. Bu insanlar genelde kendilerini şehirli, modern, demokrat ve "havalı" görürler.
Zaten o markalar da bu hisleri vermeyi hedefler ve başarır. Kısaca beyaz yaka tiplemesi de diyebiliriz bu insanlara.
Beyaz yaka, bu ürünleri tüketince toplumun geri kalanında da bu markalar hakkında bir algı oluşur. Elit marka görünümü bu sayede güçlenir.
Elit sınıfa ait olmayan ama kendini elit sanan insanlarda o markaları tüketmeye başlar. Her markanın hayalindeki kitle budur.
Şimdi o markalar yerine kent suçu işleyen mekanları koyun. Çünkü bu mekanların hedefledikleri kitle de çoğunlukla bu insanlardır.
"Nereden biliyorsun?" diye sorarsanız o mekanlara getirdikleri sanatçılara ya da düzenledikleri etkinliklere bakabilirsiniz. Kime hitap ediyorlar?
Ya da o mekandaki diğer dükkanlara bakın. Oradaki markalar da demek istediğime işaret ediyor.
Köylü Ahmet Amca'yla Emine Teyze'nin oraya gelmeyeceği bellidir. Kısa paçalı, nargile tayfanın da orada gözükmesini istemezler... Mekanın imajı açısından kötüdür çünkü "bu tarz" insanlar.
İşte sanat ve sanatçı burada bir araca dönüşüyor. Belli sanatçılar dinleyicileri bu mekanlar için hazır paket halinde geliyor.
O mekanlarda cidden güzel konserler oluyor ama bu konserler geçmişindeki vahşeti gizlemek için ve şirketlerin hedef kitlesini belirlemede pazarlama taktiği olarak bir yardımcı görevi görüyor.
Yani kısacası şirketler sanat ve sanatçıyı kendi çıkarları için kullanıyorlar. Sanata verilen değer geri planda kalıyor.
Sanat-Şirket-İktidar İlişkisi
Ayrıca başta bahsettiğin şirket ve iktidar ilişkisi de önemli. Sanat şirketlerin elinde kitlesel uyuşturucu olarak kullanılıyor.
Başta dediğim gibi şirketler ve iktidarlar aynı yolun yolcuları. Düzenin bozulmasını istemiyorlar. İsyan istemiyorlar. Demokrasi umurlarında değil.
Sorun kendilerine dokunmuyorsa sessizlik ve düzen istiyorlar. Bu düzenin devam etmesi için de iktidara her türlü yardımı yapıyorlar.
Ekonomi kötüyken, savaşlar devam ederken, belki önümüzde yenileri başlayacakken, İnsanlar televizyon karşısında dizi izleyerek ciddi sorunlardan geçici olarak uzaklaşıyor. Ya da konsere giderek...
Bu baskıcı rejimlerin uyguladığı bir taktik. Ülkemizde ve dünyada yaşanan uçuk olaylara verilmeyen tepkilerde kültür endüstrisinin büyük bir rolü var.
Şunu atlamamak lazım bu sistemde herkesin bir Kurtlar Vadisi var. Farkında olmasanız da sizi uyutan bir sanat ve sanatçı var.
Eğer uyumak istemiyorsanız bağımsız mekanlara ve müzisyenlere yönelmek bu yüzden önemli.
Ana akım sanatçıları bir AVM, bağımsız sanatçıları ise ara sokakta kalmış küçük esnaf olarak düşünün ve o küçük esnaftan alışveriş yapın!!!
Sanat belki kutsal olabilir ama şirketlerin iktidarındaki bu sanat değil...