Yeni İşe Girdim ve Yapay Zeka Müziğe Maruz Kalıyorum!
Admin kendi alanında iş bulamayınca geçici olarak bir süpermarkette işe başladı. İşe katlanıyor fakat marketteki müziğe ve Türkiye gerçeğine katlanamıyor.
8/12/20266 min read
Yaklaşık 1 yıldır işsizdim. Çalışıp biriktirdiğim para bitmeye yakın iş aramaya başladım fakat artık eskisi gibi 3 kuruşa kendimi patronlara satmak istemedim. İsteklerimi yükselttim. Reklam ajansları ve şirketlerin sosyal medya/pazarlama departmanları bu isteklerimi yükseltme durumuna adeta "sen kimsin köpek???" seviyesinde yanıtlar verdi.
İstediğim de sadece tek başıma geçinebileceğim bir maaş ve iş dışında rahatsız edilmemek bu arada. Her alanda olduğu gibi reklamcılık sektöründe de çalışanlar da değer görmüyor. Beyaz yaka işler zaten her saniye değer ve itibar kaybediyor. Sömürgeci şirketlerin tanıtımını yapıp onları tertemiz göstermek de zaten uzun süredir düşündüğüm bir etik çelişki.
Bütün bunlar birleşince ve para suyunu çekince bari istediğim işi bulana kadar geçici bir işe gireyim dedim. Evin yakınındaki bir markete başvurdum. Hemen beni işe aldılar. Beyaz yaka işlerin o binlerce aşamalı işkenceye yaklaşan görüşmelerinden sonra böyle bir deneyim cidden iyi hissettirdi xD. Maaş tabii ki yine düşük ama asıl mesleğimde teklif edilen paralardan da çok düşük değil. Ayrıca günde 2 saatimi yola harcamıyorum ve iş saati dışında aranmıyorum. İşten çıktıktan 10 dakika sonra evde olmak inanılmaz bir lüksmüş.
Tabii ki bu işin kötü yanları da var. Yıllarca okuduktan sonra markette çalışmayı insan tabii ki sorguluyor. "Aslında o işten istifa etmeyecektim" diye düşündürüyor. Bölüm 2. si olduktan sonra (admin burada kendini övüyor) bu noktaya gelmek cidden zorlayıcıydı. Bu durumda tabii ki benim de fevri davranışlarım var. Kolayca yükselebileceğim bir işten "bir plazadaki havalı reklam ajansında" çalışmak için istifa ettim. Bu kararla beraber yüksek lisans yapma işinden de vazgeçtim.
Ajansda çalışırken yaparım diye düşündüm ama düşündüğüm gibi olmadı. Havalı plazaları ve Ankara'daki üniversiteleri hep yaşadığım eve uzak yerlere dikmişler. Biliyorsunuz Ankara'da arabanız olmayınca dedenizin okula gitme hikayelerine benzer senaryolar yaşıyorsunuz. Zaten çok enerji dolu birisi de değilim. Bütün bunlar birleşince sadece işten eve giden evde de sürekli iş gelebilir diye tetikte bekleyen bir tipe dönüşmüştüm. Yüksek yapsam zaten ne olacak?? diye düşünmeye de başladım. İmamoğlu'nun danışmanları gibi toplumdan kopuk tiplere dönüşmekten de çok korktum. (Evet YL yapmak istediğim alan Sosyoloji idi.)
Sonuç olarak bütün bu sıkıntılar ve kişisel hayatımın da bok gibi gitmesinin üstüne 19 Mart Darbesi gelince iyice bir çöküşe sürüklenip. Ajanstan da istifa ettim. Kıyafete ve teknolojik şeylere çok para harcamayan bir tip olduğum için biraz birikimim vardı ben bu parayla bir süre işsiz yaşarım dedim. sonra bu rezil sektöre geri döner işkenceme kaldığım yerden devam ederim dedim.
İstifadan sonraki bir yılı bu yazıyı okuyanların çoğu biliyor. Bu bir yıl Hiper Müzik'e içerik üretmek ve hayatımda gezmediğim kadar gezmekle geçti. Siyasi olayları dışarıda tutarsak hayatımın stres seviyesi en düşük zamanıydı. Bir işte çalışmanın ağırlığını bu dönemde iyice anladım. Patron için sorumluluk almanın ve yapılan işlerin aslında ne kadar boş işler olduğunu da bu dönemde kavradım.
Pazar günü gece 10'da arayan dandik bir sos markası sahibinin saçma isteklerine "böyle fikir olur mu aq??? para senin şerefin yok lan!!! kimlerin elinde oyuncak oluyorsun bizi rezil ediyorsun??" yerine "tamamdır hemen bakıyorum, çok güzel fikir bulmuşsunuz" demek insanı boş yere çok yıpratan bir şeymiş.
Tabii her güzel şeyin bir sonu var. Sonrasında bu market işi oldu. Markette çalışmaya başladıktan 10 dakika sonra fark ettim ki mağaza hoparlörlerinden çalan şarkılar yapay zekaydı. Hem de hepsi... Arada eskilerden kalma bir insan sesi ve klasik neşeli bir altyapı (insan yapımı olduğunda şüpheliyim) fırından yeni çıkan simit/poğaçayı vs. duyuruyor. Onun dışında her şey yapay zeka. Siz hiç kesintisiz 8 saat boyunca yapay zeka müzik dinlediniz mi??? Ben dinledim. Sırf bunun için zam isteyeceğim. Çalışmak inanın dert değil ama bu bildiğiniz işkence.
İşin korkunç kısmı benim dışımda çalışanlardan kimsenin bunun fark etmiyor oluşu. Ben söyleyince hepsi şaşırıyor ama çok da üstünde durmuyorlar.
Çalışanların çoğu yaş olarak da ileride bu arada. 72 yaşında çalışan 2 insan var. Bu insanların halen 8 saat çalışmak zorunda olması içimdeki öfkeyi feci şekilde körüklüyor. Aynı zamanda bu düzen değişmezse bizim de böyle olacağımız gerçeği açıkçası beni korkutuyor. Yolda görsek koluna gireceğimiz dedeler manav kasalarını kaldırıyor, saatlerce ayakta bekliyor, müşterilerin gereksiz egolarını tatmin etmek için onlara boyun eğiyor. Zor duyan, konuşan ve yürüyen insanların her gün işe gelmesi bir de üstüne ukala bir patrondan saçma sebeplerden dolayı azar işitmesi nasıl bir durumda olduğumuzun en güzel örneği.
Müziğe dönecek olursak, bu tarz mekanlarda zaten hep YZ müzik çalmasa aşırı popüler edilmiş insan yapımı ama makine gibi üretilmiş şarkılar çalıyor. Bu konu hakkında bir yazı yazmıştım. Buradan ulaşabilirsiniz. Kısacası o müzikler de yoz müzik olduğu için bana göre çok bir fark yok. Tek tesellim bu. İki kötü seçenek arasında kalmış birisiyim ben. Aynı Türkiye ve ABD seçmeni gibi...
Bu durum ayrıca başka bir şeyi gösteriyor bence. Şirketlerin müziğe yaklaşımını. Şimdi bu süpermarket neden YZ müzik çalıyor? Sahibinin YZ müzik sevdiğinden ya da teknolojiye olan ilgisinden değil tabii ki. Telif ödememek için. Bu durum klasik bir şirket hakkında düşünülmesi gereken her şeyi düşündürtüyor.
Şirketlerin onuru yoktur. Her zaman karlarını artırmaya çalışırlar. Bu süreçte hiçbir etik sorunu önemsemezler. Bir yerden hatırlıyorum şöyle diyordu: Bir arkadaşınıza ya da tanımadığınız bir insana 1 TL borçlandığınızı düşünün. Büyük ihtimalle arkadaşınız ve o tanımadığınız insan bu durumu çok önemsemez "kalsın 1 TL'nin lafını mı yapıyorsun bi sg" der. Peki şirketler ne yapar o 1 TL'yi sizden almak için sürekli arar, taciz eder, dava açar ve faiziyle geri alana kadar rahat bırakmaz.
Kısacası şirketler bir yerde harcamalarını kısacak bir fırsat gördüklerinde bunu kaçırmaz. YZ müzik de şu an şirketlere bunu sağlıyor. Peki bu durum müzik sektörünü nasıl etkileyebilir?
Geçen Aposto'nun Biletler Neden Pahalı? videosunu izledim. Orada kısaca; dünyada her şey mekanikleşip üretimi hızlandırıyor ve insan olmadığı için de maliyeti ucuzlatıyor ama müzik sektörü bu dönüşüme henüz giremedi. Halen hizmet sektöründe bir sürü insan var. Bu yüzden şirketlerin masrafları artıyor o da konser biletlerini artırıyor diyor.
Bu şirketlerin bir gün biz artık gerçek sanatçılarla çalışmayacağız çok masraflılar artık YZ bir müzisyen ile anlaştık. Hem çok prodüksiyon da gerektirmiyor. Masrafları yarı yarıya indirdik demeyeceklerini nereden biliyoruz? Alın size ucuz konser diye önümüze böyle bir konser modeli koymalarını ben olası görüyorum. Belki de çok uçtum, çok doluyum bilmiyorum. Çok bilim kurgu içeriği tüketmiş de olabilirim.
(Bir de cidden müzik sektöründe çalışan işçiler bu bilet fiyatlarının artışıyla oranlı şekilde zam alıyor mu cidden? Bilen biri aydınlatsın lütfen. Açgözlü şirketlerin bu konuyu bir bahane olarak sunduğuna eminim.)
Eğer gerçek müzik istiyorsanız pamuk eller cebe diyen kötü bir para babası gelecekte çok olası gözüküyor. Zaten bu durumdayız bu arada o kadar konser gerçekleşiyor ama insanlar kaç tanesine gidebiliyor? Gittikleri zaman da acaba hangi temel ihtiyaçlarından vazgeçiyorlar? Dediğim gibi durum kötü ama böyle giderse ileride bu durum iyice arşa çıkabilir.
Şu an yapılan konserlerin çok büyük kısmını Türkiye'nin büyük şirketlerinin altında gerçekleşiyor. Bu gerçeği unutmamak lazım. O şirketlerin küçük mekanları ve bağımsız müziği öldürdüğünü de unutmamak lazım. Tüketici olarak bizlerin bilinçlenmesi lazım...
Bu arada artık hem beyaz hem mavi yaka olarak çalıştığım için söyleyebilirim ki iki yaka da işçi, sınıfı aynı. Hatta mavi yaka beyaz yakaya göre daha bilinçli. Sınıfının ve düşmanın farkında. Patron nefreti var en azından. Beyaz yaka gibi patronuna arkadaş gibi bakmıyor.
Bu arada da da da.... cidden buraya kadar okuduysan bana en sevdiğin sakızı mesajdan gönder. Sana o sakızı almayacağım. Sadece bilmek istedim. Derin bir araştırma içindeyim. Neyse... Çok uzattım kusura bakma, zamanını ödünç aldım, umarım bir gün geri öderim.